Öncelikle, oynamak nedir? Sorusunu sorarsak, bunun ontolojik bir davranış olduğunu söyleyebiliriz. Oyun nedir? Sorusunun cevabı da ontolojik bir çelişkinin çözümüdür. Bütün sorun varolmayanı, varmış gibi hissettirmek ve bu kurgu üstünden insan davranışlarının bu ortama adaptasyonunu sağlamaktır. Bütün bunlar insanoğlunun iletişim kabiliyetlerinin iyi bilinmesi ile sağlanabilir. Bir insan hayat ile 5 duyu aracılığı ile iletişim kuruyorsa, bu araçların beyne göndereceği sinyallerin doğru sinirsel tepkileri oluşturacak mesajları içermesi gerekir.
Mesaj, sonsuz bir sanal ortamdan, kısıtlı alan algıcı olan bir insana, optimize edilmiş bir arkaplan görüntüsü ile verilebilir. Aynı zamanda derinlik ve hareket algıları da bütün bunların yanında önemlidir. Buna bir isim vermek gerekirse, oyun dünyası diyebiliriz. Gerçek dünyaya göre fizyolojisi tasarlanmış olan birey, bu dünyanın sanal olduğu bilinçaltı mesajını gerçekten alsaydı, doğru sinirsel tepkileri veremezdi. Dolayısıyla insan mantığının ve tasarımın şahsın bilinçaltını bir açıdan kandırması ve ona bir sahne sunması gerekmektedir.
İnsanın oyunlara adaptasyon süreci, çok eskilere dayanmaktadır. Oyun içgüdüsel bir öğrenme aracıdır. Örneğin vahşi doğada, anneler yavrularına oyun oynayarak avlanmayı veya av olmamayı, yiyecek bulmayı ve hayatta kalmayı öğretirler. Oyunlar bu açıdan varlığın vargeçilmez bir parametresidir. Bir yırtıcı anne, yavrusuna oyun oyna komutunu hareketleriyle verirken, o da içgüdüleriyle buna cevap verir. İnsanoğlunda da durum bundan hiç farklı değildir.
O halde, oyun oyna kavramı, 21. yüzyıl şartlarında, insanın becerilerini geliştirme adına, konjonktürel bir öneme de sahiptir. Oyun oynayan kişi, zeka ve dünyaya bakış kapasitesini farkında olmadan geliştirmekte ve bu açıdan teorik bir vizyon edinmektedir. Continue reading »
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 7.3/10 (3 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]